Merhaba Misafir! Foruma Mesaj&Konu paylaşımı ve Tüm aktivitelerden yararlanmak için Ücretsiz Üye Olun!


Superbahis
Sitemize Moderatörler Alınacaktır. Modaretör Başvuruları İçin Bu Yazıya Tıklayabilir Yada Sitemizdeki Yöneticiler İle Temasa Geçebilirsiniz. www.masterbahis.com
+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 1 2 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 18 Sayfa bulundu

Konu: Turk Destanlari

  1. #1
    Leito
    Guest

    Turk Destanlari







    Forumu Görebilmeniz İçin Üye Olmalısınız
    Üyelik Ücretsizdir.

  2. #2
    Leito
    Guest

    İlk Türk Destanları



    1.Altay - Yakut

    Yaradılış Destanı

    2.Sakalar Dönemi

    a.Alp Er Tunga Destanı

    b.şu Destanı

    3.Hun Dönemi

    Oğuz Kağan Destanı

    4.Köktürk Dönemi

    a.Bozkurt Destanı

    b.Ergenekon Destanı

    5.Uygur Dönemi

    a. Türeyiş Destanı

    b. Göç Destanı



    İslamiyetin Kabulunden Sonraki Türk Destanları :



    1.Karahanlı Dönemi

    Satuk Buğra Han Destanı

    2.Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi

    Manas

    3.Türk-Moğol Kültür Dâiresi

    Cengiz-name

    4.Tatar-Kırım

    Timur ve Edige Destanları

    5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri

    a. Seyid Battal Gazi Destanı

    b. Danişmend Gazi Destanı

    c.Köroğlu Destanı

  3. #3
    Leito
    Guest

    Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:



    Altaylardan Verbitskiy'in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök
    hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz
    bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen'e
    denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı
    Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :



    Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım

    Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım

    Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımş

    Su içinde yaşayan Ak Ana,su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle dedi :

    Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren :

    De ki hep," yaptım oldu " başka bir şey söyleme.

    Hele yaratır iken,"yaptım olmadı" deme.



    Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç
    gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : " Dinleyin ey insanlar, varı
    yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz." Tanrı Ülgen yere
    bakarak : " Yaratılsın yer!" Göğe bakarak "Yaratılsın Gök!" Bu buyruklar
    verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve
    dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit
    olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı
    şire'ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan
    sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına
    geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen
    uyumuş kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka
    fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün
    Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü"
    insanoğlu bu olsun, insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden
    insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana "Erlik" adını verdi ve onu kardeşi kabul
    etti. Ancak Erlik'in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü
    ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.



    Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik'in
    yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı
    bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can,
    burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek
    üzere May-Tere'yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut'lardan
    (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı
    niteliğindedir . XIX.yüzyıl'da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve
    kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.

  4. #4
    Leito
    Guest

    Alp Er Tunga



    Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit
    edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir
    Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını
    birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu
    Suriye ve Mısır'ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga'nın hayatı
    savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı
    Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med
    hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem
    iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva,
    Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır.



    Orhun Yazıtlarında "Dokuz Oğuzlar" arasında "Er Tunga" adına yapılan "yuğ"
    merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan "Bezegelik"
    mabedinin duvarında da Alp Er Tunga'nın kanlı resmi bulunmaktadır. "Divan ü
    Lügat-it Türk" ün yazarı Kaşgarlı Mahmud'a ve " Kutadgu Bilig" yazarı Yusuf Has
    Hacip'e göre "Alp Er Tunga" iran destanı "şehname" deki büyük ve efsanevî Turan
    hükümdarı "Efrasiyab"dır. Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarlığının merkezi
    olarak "Kaşgar" şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı
    devleti hükümdarları da kendilerinin "Efrasyap" sülalesinden geldiklerine
    inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur
    devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. şecere-i
    Terakime'ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul
    ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin dağılmasından sonra
    iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup
    aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu
    düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini
    sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına
    yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk
    hakanının "Efrasyab" soyundan olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden
    hareketle "Tunga Alp" le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta
    Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha
    sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini
    göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir
    kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve
    kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir:



    Alp Er Tunga Öldü mü

    Dünya sahipsiz kaldı mı

    Korkak öcünü aldı mı

    şimdi yürek yırtılır



    Felek yarar gözetti

    Gizli tuzak uzattı

    Beğlerbeyini kaptı

    Kaçsa nasıl kurtulur



    Erler kurt gibi uludular

    Hıçkırıp yaka yırttılar

    Acı seslerle bağırdılar

    Ağlamaktan gözleri kapandı



    Beğler atlarını yordular

    Kaygı onları durdurdu

    Benizleri yüzleri sarardı

    Safran sürülmüş gibi oldular



    Kutadgu Bilig'de "Alp Er Tunga" hakkında şu bilgi verilmektedir: " Eğer dikkat
    edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk
    beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye
    ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten
    âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu
    Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu
    idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar bunu kitaba
    geçirmişlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı." Bugünkü bilgilerimize göre Alp
    Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran destanı şehname'de tesbit edilmiştir.
    şehname'nin başlıca konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre
    en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap'tır.şehname'deki
    Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir:



    "Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine iran'a harp açtı. iki ordu
    Dihistan'da karşılaştılar.Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar
    kuvvetli olan Efrasyap, iranlı'ları yendi. iran padişahı Efrasyap'a esir düştü.
    iran'ın ilk intikamını o zaman iran'a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal
    başarılı olmasına rağmen iran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab
    iran'ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. iran'ın yetiştirdiği en büyük
    kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab'ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal
    oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran tahtında bulunan
    Keykâvus, hem oğlu Siyavuş'u hem de Zal oğlu Rüstem'i darılttı. Siyavuş
    Efrasyap'a sığındı . Siyavuş'un Turan'da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi
    Piran'ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev'in adını verdi.
    Efrasyab uzun yıllar Turan'da hükümdarlık etti. iran'lılar Siyavuş'un oğlu
    Keyhusrev'i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem'le
    işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca
    savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev'in adamları tarafından
    öldürüldü. şehname'de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga'nın
    iran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan
    savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş ı4o yıl yaşadığı rivayet edilen
    Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap'ın başarısız
    olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili
    daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim.

  5. #5
    Üye
    Status : HaSHiYu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: 02 Mar 2008
    Nerden: Yozgat
    Yaş: 26
    Mesajlar: 188
    Konular: 67

    Seviye: 30 
    Tecrübe: 290.497
    Sonraki Seviye: 300.073

    Teşekkürler : 0
    0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.

    emeğine sağlık kardeşim teşekkür

  6. #6
    Leito
    Guest

    Şu Destanı :



    Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde
    Makedonyalı iskender, iran'ı ve Türkistan'ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka
    hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin iskender'le mücadelelerini ve
    geriye çekilmeleri anlatımaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla
    anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer
    almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk'de iskender'den Zülkarneyn
    olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir:
    iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan'da
    hükümdar şu isminde bir gençti. iskender'in gelip geçici bir akın düzenlediğine
    inanıyordu.Bu sebeble de iskender'le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun
    bulmuştu. iskender'in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu
    izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak
    istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip
    ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar
    birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: "Erler iskender gelip
    geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal
    aç" dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen "Kalaç" bu iki kişinin soyundan
    gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi
    gördü ve Türk'e benziyor anlamında " Türk maned " dedi.Türkmenlerin ataları bu
    22 kişidir ve isimleri de iskender'in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır.
    Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı
    kabul ederler. Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını
    yaparak iskender'in öncülerini bozguna uğrattılar.Sonra iskender ile şu
    barıştılar. iskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da
    Balasagun'a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım
    koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip
    gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir.



    Bu destana göre iskender Türkistan'a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler
    doğuya çekilmişlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaşmamış bu sebeble
    de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler iskender'in
    seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.

  7. #7
    Leito
    Guest

    Hun - Oğuz Destanı :



    Oğuz Kağan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun
    hükümdarı Mete'nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk destanlarında
    olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz
    destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur
    harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği
    temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen
    Reşîdeddîn'in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı
    islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. Oğuz Kağan Destanının üçüncü
    varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü'l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler
    arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.




    Oğuz Kağan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan'ın yüzü gök , ağzı
    ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oğlu oldu.
    Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et ,çorba ve şarap
    istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli,
    omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At
    sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz'un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı.
    Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu
    gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı. Günlerden
    bir gün bu gergadanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını
    aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve
    gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha
    sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan
    ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın
    altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı
    ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen
    ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan
    Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan
    daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben
    bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız
    ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu.Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler
    ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız
    isimlerini verdiler. Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında
    bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı,
    inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse
    dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden
    gecelerden sonra Oğuz'un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve
    Deniz isimlerini koydular.



    Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit
    çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra
    Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:



    Ben sizlere kağan oldum

    Alalım yay ile kalkan

    Nişan olsun bize buyan

    Bozkurt olsun bize uran

    Av yerinde yürüsün kulan

    Dana deniz, daha müren

    Güneş bayrak gök kurıkan



    Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu
    gönderdi:" Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam
    gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini
    kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman
    sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm". Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan
    Altun Kağan, Oğuz Kağan'a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve
    ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve
    şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz
    Kağan'ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı
    ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü.Kırk gün sonra Buz Dağ'ın
    eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın
    çadırına güneş gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir
    erkek kurt çıktı. Kurt: " Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz
    ben senin önünde yürüyeceğim."dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve
    ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil
    Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz
    Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın
    hanlığını ve halkını aldı.Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu
    izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan'ın beylerinden Uluğ Ordu bey itil
    ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz'un
    bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey'e "Kıpçak" adını verdi. Gök tüylü
    gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan'ın çok sevdiği
    alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden
    biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan
    atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu
    beye: " Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun." dedi.
    Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet
    yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun
    eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine
    bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek
    kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı
    ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla
    evine döndü. Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey
    rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün
    batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu.Oğuz Kağan bu
    rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.

  8. #8
    Leito
    Guest

    Köktürk Destanı



    Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır.
    Çin kaynaklarında tesbit edilen varyant "Bozkurt", Ebü'l-Gâzi Bahadır Han
    tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk'te ise "Ergenekon" adıyla
    verilmiştir.

  9. #9
    Leito
    Guest

    Ergenekon Destanı



    Moğol ilinde Oğuz Han soyundan il Han'ın hükümdarlığı sırasında Tatarların
    hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş açtı. ilhan'ın idaresindeki orduyu
    Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi
    öldürdüler. Yalnız il Han'ınn küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi
    kaçıp kurtulmayı başardılar.Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeğe karar
    verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağıda dar
    bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeşitli
    bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince
    Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere
    dağ kemeri anlamında "Ergene" kelimesiyle "dik" anlamındaki "Kon" kelimesini
    birleştirerek "Ergenekon" adını verdiler. Kıyan ve Nüküz'ün oğulları çoğaldı.
    Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılarki Ergenekon'a
    sığamadılar.Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu.Ergenekon'un
    çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse
    yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra
    kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep
    birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer
    açıldı.ilhan'ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına
    döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21
    martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar,
    demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak
    döğerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala
    kutlanmaktadır.

  10. #10
    Leito
    Guest

    Uygur Destanları



    Uygurlara âit Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiştir.Türeyiş
    parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında bulunmaktadır.



    Türeyiş Destanı



    Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak
    Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında
    yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya
    yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle
    kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt
    sesine benzerdi.



    Göç Destanı



    Uygurların yurdunda "Hulin" isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge
    isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir
    ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle izlediler. Ağacın
    gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde
    durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu
    çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke
    zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar
    oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Galı Tigini bir
    Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık
    hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler.
    Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş
    yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı
    arabalara koyarak Çin'e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi
    dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin
    öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.



    Buraya kadar kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri
    olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç
    destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları
    olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiği
    kabul edilen "Dede Korkut Hikâyeleri" nin Hun-Oğuz Destan dâiresinden ayrılmış
    destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu
    hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün
    Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli
    eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti
    kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu
    topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve
    Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan
    sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve
    guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI.
    yüzyılda Anadolu'da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından
    benimsenmiş ve çeşitlenerek yaşatılmaktadır.



    İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra
    Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir.
    islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve
    yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla
    doğmuştur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir

+ Konu Cevaplama Paneli

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • You may not edit your posts
Dizi izle, Hd dizi